Eylembilim

 “Paltonuzu giyerken, atkısı bile olmayan milyonları düşünüyordunuz. Bir kitap okurken-ya da yazarken- eğitim eşitliğine kavuşamamış yüzbinlerce küçük göz, öfke- ya da kırgınlıkla- sizi izliyordu…”

atay1k

Oğuz Atay’ın ölümüyle yarım kalan romanı Eylembilim, yazarın bilimin ve eylemin ayrışmasına veya ayrılmazlığına ilişkin sorgusunun ve kendisinin bir akademisyen olarak nerede durduğunun arayışının bir anlatısı olarak özetlenebilir…

Bir insan ozellikle de benim gibi bir insan ne zaman yazmaya başlar?” der ve başlar yazmaya.

Servet Gözbudak adlı bir matematik profesörüsünün bir öğrenci cinayeti sonrası tartışmaları ve üniversite işgali üzerinden, yazar üniversitelerde yönetici ve öğrenciler arasındaki uçurumları ve bir profesörün kendi “rahat” hayatın üzerinden öğretmek, yazmak, çizmek -bilim üretmek- veya toplumun evrimine yardımcı olmak -bunu da eylem üzerinden yapmak- arasında kalışını anlatıyor.

“Eylemle bilim birbirine karışmaya başlamıştı. Ben bir bilim adamıydım; özellikle kişisel eylemlerimle toplumsal eylemleri ayırt etmem gerekiyordu.”

“Bir eyleme doğru gidiliyordu ve en ön sırada oturan ‘bilim’, ‘eylem’ tarafından kuşatılmıştı.” 

Atay’ın “Tutunamayanlar” romanındaki anlatım tekniğini geliştirerek sunmayı hedeflediği söylenen Eylembilim’de, yazar eğitimci kişiliğini sadece bir bilim alanını yeni nesle aktarmak üzerinden değil, ayrıca ülkenin içinde bulunduğu problemleri tanımlayabilmek ve de değiştirebilmek adına, eyleme geçme gereği vurgusuyla tanımlıyor. Öğrencilere verdiği önem, kitabın anlatımı boyunca satır aralarından bize göz kırpıyor:

“Fakat önce öğrenciler konuştu. Çünkü, bu günlere gelinceye kadar çok beklemişlerdi. Kendilerine, törenlerde, biz konuştuktan sonra bile hiç söz verilmemişti. Çok beklemişlerdi. Onun için şimdi iyi konuşmuyorlardı.”

Anadolu’nun doğu batı arasında, gelip geçilen ve bu süreçte herkesin bir iz bıraktığı bir coğrafya oluşu,  erken cumhuriyetin de toplumsal yapısını da etkilemiş böylece de ne batılılaşmış ne de doğuya tutunmuş, yani ortada kalan aydınlarımız olagelmiş.  Ülke “aydınlarının” bu içinde bulunduğu ikircikli durumu ve belki kendisini de biraz eleştiriyor Atay:

“Evde Osmanlı, okulda Avrupalı. Sonra benim gibi samimiyetsiz insanlar yetişiyor.”

“Batılıların her iyiliği, bizim kötülüğümüz demekti.”

“Refik Bey, Tanzimattan beri ülkemizin mutlu azınlığının tanıdığı bir aydın ürünün temsilcisiydi. Yani aramızda kendisi olarak bulunmuyordu.”

 Tutunamayanlar’da “Haklı haklı sustu.” der yazar Eylembilim’de ise “İşte kürsüde soluk soluğa susuyordu.” demiş Bu detayın çok ötesinde örüntüler var iki kitap arasında, içerikle doğrudan olmasa da anlatım sistemine dair özgünlükler çarpıcı, yalnız  Eylembilim’de daha rahat okunan ve kavranan, ama yine de sıradan olmayan bir hale bürünüyor. Selim Işık ve turgut Özben’in soyadları seçimine ve Tutunamayanlar kitabındaki varlıklarına ilişkin paralellikler tartışılır ya, benim de aklıma Servet Gözbudak’ın soyadı düştü. Bizim durgun, aydın, rahat hayatı olan bu matematik profesörünün, artık öğrencilerin yanında olmaya karar vermesi ve bu ugurda sakınmadan, sonucunu bile bile eylemini biliminin önüne geçirmesi  acaba “gözünü budaktan sakınmadığı” çağrışımını mı yapmalı?… Belki de yapmamalı, kararsızım. İki kitap arasındaki diğer bir bağ da şu cümle:

“Toplumdaki yürümeyen budalalıkları, kendi kişisel dertleri olacak kadar duyanlar onlardır.” 

İnsanın aklına nasıl da Selim Işık geliyor. Onun yaşam hastalığına tutulması, insanları bu tür bir dünyada bir tuhaflık yokmuşçasına yaşamalarına anlam veremeyişini hatırlıyoruz. En acısı da yazarın bitiremeyişine dair kitabını, sanki bilirmiş gibi Gorki’ye aynı sebepten şunları demişti Tutunamayanlar’da:

“… Benim Üniversitelerim’de Nietzsche’yle Marx’ı uzlaştırmaya çalışan biri var. Ne garip değil mi? Bunu yapmaya fırsatı bulamadan da ölüp gidiyor. Ne yapabilirdi acaba yaşasaydı? Böyle yarım kalan işler bana hüzün veriyor

Atay’ın da yarım kalan bu işi, son sayfalarında okuyana hüzün veriyor…

Processed with VSCOcam with a6 preset

“Kelimeye cümleye sığan şeyler değil. garip bir duygu beni korkutuyor: yaşanmayan anlatılamayan, rüyada bile görülmeyen bu gariplik nedir? Delilik mi? Yani insan aklını böyle mi kaybeder?”

“Bu ülke, soruların yanlış sorulması yüzünden batıyor zaten.”

“Çünkü insan bir düşünmeğe başladı mı şeytan onu nerelere götürür, bunu tecrübelerimle çok iyi biliyorum.”

“Ama heyecan neredeydi, heyecan?”

“Bu toplum için yapabileceğimiz tek şey, onun çöküşünü hızlandırmaktır. Kapitalizmin sona ermesi için elimizden geleni yapmaktır.”

“Osmanlı İmparatorluğu’nun mehter marşı yüzünden gerilediğini ileri sürenlere katıldığım oluyordu.”

“Hangi toplum katından gelirse gelsinler, aydın yani düşünen, yani kafasında yeni bir dünya kurmaya çalışan kimse kendi sınıfını kendi belirler.”

“Tek yol devrimdi, hayır İslam’dı, hayır milliyetçilikti. Kopya formüllerinde büyük bir uyum içinde sıraların üstünü süsleyen öğrenciler ülkenin kurtuluşuna çıkan yollar bakımından derin anlaşmazlıklar içindeydiler.”

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s