Tembellik Hakkı

‘…Bu delilik çalışma aşkıdır.’

Paul Lafargue kitabının yanına bir bardak kahvemi koyup “oh bak tembellik yapıyorum işte, kitapta da dediği gibi” yorumladığımı düşünse kahrından bir daha intihar ederdi sanki. Ama hayır sayın Lafargue, sakin, Marx’ın damadı olmanız ve 70 yaşında kızı Laura ile birlikte intihar etmiş olmanızın getirdiği tanınırlığın ötesindeki mücadelenize saygım artacak kadar iyi anladım derdinizi.

İşçi sınıfının çalışma sevdasına eleştiri ve bir “silkinme” çağrısı olan kitap, makineleşmenin kır ve kentte iyice görünür olduğu 19. yy sonlarında, makinenin insanın hizmetkarı olması gerekirken, işçilerin de makineleşmesine olan öfkenin özeti niteliğinde. Yazara göre işçi adeta makineyle yarış ediyor, emeğini satarak kendisini değersizleştirerek, kapitalist ahlakla mücadelesine yenik başlıyor.

Çalışma “ahlakı”, “sevgisi” ya da “zorunluluğunu” dönemsel koşullar, kapitalist düzen ve sınıfsal ilişkiler üzerinden yaptığı Marksist okumayla yorumluyor, çalışmayı sefalet getiren bir delilik olarak tanımlıyor Lafargue. Köylü ve küçük burjuvanın çalışma sevdalısı olduğunu, makineyle yarısır halde durmaksızın, aç karna ve yaşamdan yoksun bir hayat uğruna çalışan işçi sınıfının da emeğini satan modern köle olduğunu oldukça kızgın, ama biraz da kırgın bir dille haykırıyor.

Sanki Lafargue “Workers of the world, give a break” demeye çalışıyor.

‘Üretkenlik yoksullaştırıyor onları.’

‘Her türlü bireysel ve toplumsal sefalet proletaryanın çalışma tutkusundan doğdu.’

Toprağa bağlı, kendine yeten kadar üreten emekçiye en büyük darbenin fabrikada çalışma şartlarıyla yapıldığını söylüyen Lafargue, ulusların zenginleşmesi için tembelliğin kökünün kurutulması gerektiği çığırtkanlığı yapan sermaye sahiplerine ve iktisatçılara yine başka iktisatçıların ve sermaye sahiplerinin görüşleriyle cevap veriyor. “Yoksul uluslar, halkın rahat ettiği uluslardır, zengin uluslarda ise halk genelde yoksuldur” diyen Tracy ve “Haftanın bir günü tatil olan fabrikalarda daha düşük bir üretkenlik görülmemektedir” diyen Belçikalı bir sermaye sahibi gibi…

Processed with VSCOcam with hb1 preset

Çalışma saatlerinin kısalması ve tatil günlerinin artması aslında işçinin kazancı mıdır peki? Başta İngiltere olmak üzere, bu tür “esnekliklere” açık olan ülkelerin derdi süphesiz ki birincil olarak emekçiler değil verimliliktir. Ürüne doymayan fabrikatör elindeki malları satmak adına yeni bir tüketici sınıf ve yeni coğrafyalara arayışa çıkacaktır, ki çıkmıştır da…

Lafargue bugün yaşıyor olsa, canım beyaz yakalıya, hatta daha da özelleştireyim “çok çalışıyorum ben ya” diye toplumda bir üst seviyeye anlık çıkışlar yakalamaya çalışan plaza müdürüne hatta kimi akademisyenlere ne derdi acaba, şunu mu:

‘Tembellik edelim her konuda; sevmek, içki içmek, bir de tembellik hariç.’

Ben de ediyorum tembellik sayın Lafargue, en çok çalıştı(rıldı)ğım anlarda bile zihnimde tembellik ediyorum, kolgücüm çalışıyor olsa da zihingücüm uzak ülkelerin birinde nehir kıyısında oturup kıpırtısız suya eriştiriyor beni. Üretmemek değil, sermaye için üretmek ve araca amaç muammelesi yapmaktı belki serzenişte bulunduğunuz, ondan kurtulmaya sanırım zihnim(iz) de yetmiyor…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s