Kayıp Su’yun İzinde

‘….
Ah sudur, ne yandan baksam sudur
Suyun imgesi sudur.’

Edip Cansever

 

Adında hem kara hem deniz olan kent…

Bozkırın sarısında, karın beyazında maviye özlem duymaktan kendini yemiş bitirmiş olan kent. Adına çapa(ankyra, ankura,anchor)  diyen suları çoktan tarihe gömülmüş olan gri kent.

Devlet dairelerinin bıkkın yüzü, memurların hızlı ve umutsuz adımları nice roman, şiir ve filme konu olmuş olan, her yerini konut basmış solgun kent.

Solgun biliyoruz bugün onu ama kentin sokaklarının, mahallerinin isimlerinden bellidir ki eskiden ince ince akan suları, bu suların kenarında kavakları, kavakların üzerinde bülbülleri varmış.

Nerede şimdi o mavili renklerin, sesin, soluğun Ankara?

asideremavimavi1başlık_kayıp suyun izindeTunus ve Kennedy Caddesi Keisişimindeki metruk Bina Duvarı ve Kayıp Su_2

Ankara’nın 1940’lı yıllara ait haritasında İncesu deresi, Ankara Çayı ve Kavaklıdere kendilerine ait narin bir yeşilin içinden giriyor kentin yeni planlanan ve hızlıca yapılaşan fiziksel dokusuna. Biraz çekingen, biraz uzaktan olan bu yakınlaşma çok fazla değil yirmi yıl içinde grinin yeşi üzerindeki amansız haklimiyetiyle sonlanıyor. Bugün dereler cadde, çaylar sokak, sular yol olmuş, kentliyi belki de en güzel renklerden mahrum bırakıyor.

Kavaklıdere ise içindeki ağacın ve suyun varlığına inat, sadece bir mahal ismi bugün Ankara’da. Seymenler Parkı’nda menfeze alınmış olan ama yer yer fısıldayarak da olsa yer yer duyulabilen şırıltısıyla “Ben buradayım” diyor, Kuğulu Park’ta kendini göstererek eski yoluna devam ediyor. Tek farkla, bugün derenin yatağı Tunus Caddesi olmuş durumda.

Evet, Kavaklıdere de 1960’lı yıllarda yer altına alınıyor, üzeri kapatılıyor ve yol yapılıyor. Bugün, 50 yıl sonra üzerine basan milyonlarca ayaktan ve araba lastiğinden sonra tam da unutulmuşken izini aramak gerek diyorum bu suyun. Yitip gitmedi çünkü Kavaklıdere, Ankara’nın diğer suları da. Gizlendiler ama yitip gitmediler.

1920’li yılların sonu – Avusturya Büyükelçiliği ve Kavak Ağaçları (Mehmet Akan Arşivi, Tamur (2012)

1920’li yılların sonu – Avusturya Büyükelçiliği ve Kavak Ağaçları (Mehmet Akan Arşivi, Tamur (2012)

1936, 1942 ve  1952 yıllara ait hava fotograflarından izi algılanan dere 1966 yılı hava fotografınfa yapılaşan çevresine yenik düşmüş görünüyor. Salt bir harita çakıştırma çalışmasıyla bugünkü yeri tekrar pekiştirlen nehir için ne yapmalı diye tekrar düşünüyorum.

 Mavi kalem, mavi boya, mavi renk var aklımda bir de suyun kıvrımlarını yakalama derdi. Kentin belleğinin bir parçasını, geçmişinden bugününe nasıl getirmeli? Ayaklarımızın altındaki ezilmiş betonun da altında yatan canı nası hatırlatmalı insanlara?

Soru çok da basit aslında, biliyoruz Ankara’da deniz yok da, Ankara’nın dereleri nerede?

Sonuç , 30 metre mavi bir kumaş, Kennedy Caddesi ile Tunus Caddesi’nin kesişimindeki metruk binanın, içeriye kimse girmesin diye geçen sene hızlıca örülen duvarı. Biraz çivi, biraz ip bolca da çekiç. Sonunda suya ağıt olan basit bir kaç malzeme.

Kentler gelişir, değişir, doğa değişir, yok olur, yeniden doğar. Dün dere olan yer bugün yol olabilir. Dün yol olan da bugün dere.

AsiKeçi Etkinlik Sayfası İçin: http://www.asikeci.com/#!blank/alqtp

DSC_0146

Kaynaklar:

Tamur, E. (2012), Suda Suretimiz Çıkıyor: Ankara Dereleri Üzerine Tarihi ve Güncel bilgiler, Kebikeç Yayınları, Ankara

http://www.midafternoonmap.com/2014/01/amazing-ankara.html

ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Harita ve Plan Belgeleme Birimi

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s