Bilinmeyen Adayı Bilmek

Araya Belçika, Brezilya, bir kaç Portekiz, sonra yine çok çok Türkiye, sonunda Ankara, bir çok küçük öykü kitabı, bir kaç kentsel okuma, bir de muhteşem ‘The Neighborhood (Gonçalo M. Tavares)’  kitabı girdi, yazmamışım.

Başlamadan yazayım, ben çizimli kitap hastasıyım sanırım; büyüklere çizimler…

Saramago’nun büyüklere küçük, küçüklere büyük dünya sunan Bilinmeyen Adanın Öyküsü beni oturttu bilgisayar başına tekrar. Canım öğrencim ve arkadaşımın çok tatlı hediyelerinden biriydi, sarı da kapaklıydı yine Kırmızı Kedi Yayınevi baskısı olması sebebiyle, açtım bir pazar sabahı, kapatmadan bitirdim, umut doldum.

‘Aklını yitirmiş bu’ dedirtebileceğimiz bir amacımız ya da hayalimiz olsa da kralı kapısına dayansak, sesimizi duyurana kadar o kapıda yatıp kalksak, sonra sırf bilinmeyen adayı bulmak sonucu için değil, amacı ve yolculuğu için adım adım ilerlesek, yolculuğa baksak, belki o zaman biz de deriz o deneyimsiz denizci gibi :

‘…mühim olan varış değil gidiştir mi demek istiyorsun yani , kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir.’

Bir de kitap aldıkça alan, en çok istediği şey eline geçtikten 24 saat sonra daha iyisini gören bizim kuşağa ve arkamızdan gelen diğer kuşaklara söylenebilecek bir şeyler var kitapta:

‘Beğenmek, sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek.’

Bilinmeyen Ada’yı arayacak olan teknenin adını Bilinmeyen Ada koyan adamın öyküsü şöyle bitiyor:
‘Öğlene doğru bilinmeyen ada (tekne) nihayet denize açılmış, kendini aramak amacıyla.’

Okuyun bu kitabı, hem kendinize hem de varsa ya da olacak olan çocuklara, çocuklarınıza… Tüm benlik keşfi yolculuğuna çıkacaklara iyi yolculuklar:

‘…ama ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak basmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum. Bilmiyor musun ki , kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin….’

Processed with VSCO with f2 preset

‘…işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hala, geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikaye, diye homurdanıp dururuz.’

‘Ben hep denizciliğin sadece iki ustadan öğrenilebileceğini düşünmüşümdür, birincisi deniz, ikinicisi de tekne. Peki ya gökyüzü? Gökyüzünü unuttun, Evet, tabii, bir de gökyüzü, Rüzgarlar bulutlar, Gökyüzü, evet, Gökyüzü.’
Processed with VSCO with hb2 preset

‘… rüya hünerli bir sihirbazdır, varlıkların boyutlarını ve birbirlerine olan uzaklıklarını değiştirir, yan yana uyuyan kişileri ayırır, birbirine uzaktaki kişileri kavuşturur.’

Canım Saramago,  kaleminden damlayan her kelimenin derinlikleriyle yüzeyini nasıl da kaynaştırıyorsun.

‘felsefe işlerini kralın alimine bırakalım, neticede onun işi bu, şimdi karnımızı doyurmaya bakalım.’

yolculuğun müziği ise burda 🙂

Reklamlar

Kelimeler

“kelimeler, albayım bazı anlamlara gelmiyor.”  

 Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar

“bazı şeyler sözcüklerle açıklanamaz.”  / Jose Saramago – Kopyalanmış Adam

Saramago’yu anlatmaya neden Oğuz Atay’la başladım? Belki de yazının olmasa da yazarların (bu örnekte Atay ve Saramago) yapıtaşları olan kelimelere olan hassasiyetlerinden. Belki de birbirilerinden büyük olasılık habersiz bu iki adamın, iki farklı coğrafya da, iki farklı dilde, iki farklı zaman diliminde belki de aynı anlama gelen farklı şeyleri yazmalarının etkisi. Cevabı yok.

Eğer Atay’la başlamasaydım, ben de Saramago’nun “Kopyalanmış Adam” ındaki gibi başlardım:

“Kaos, çözülmesi gereken bir düzendir.”

Pilar’ a olan aşkı, kitaplarına eşsiz atıflar yaptırmıs yazara ama yine de atıftan sonraki bu ilk cümlenin gücü için bile okurdum kitabı, okudum da, ama içerisinde çok daha fazlası cıktı. Yazarın belki de en iyi kitabı değil “Kopyalanmış Adam”. Ama yine de Saramago’nun hayata dair basit görünenlerin karmaşasını, karmaşanın da basitliğini ustalıkla (sevmiyorum şu tabiri ya neyse) anlatıyor. Kendine has anlatım tarzı klişesine de pek girmeden basitçe, kendinizden bir tane daha olduğunu düşünün ve bunun üzerine nasıl bir roman yazılabileceğini…

“insanlar birbirlerini tekrarlarlar, birey kendini tekrarlar.” s.26

Olay o kadar basit ki, aynınızdan bir tane daha olduğunu öğreniyorsunuz mesela. Ama yazarımızın bahsettiği ikizlik değil Baya baya birbirinden habersiz iki kopyadan (ya da “eş”ten 😉 bahsediyor. Kahramanlarımızdan Alfonso Maximo bu durumu keşfettiği andan itibaran aynaya baktığında gördüğü yansımanın kendisi olup olmadığını bilemiyor. Bir varoluş ve nedensellik sorgusu alttan alta sezilirken, Saramago belki de sadece tıpkı körlükte yaptığı gibi neyin gerçek neyin görünür, neyin sahte neyin görünmez olduğunu anlatıyor. Kopya ya da tekrar olan kimdir, gercek olan hangi varlıktır, hata olan hangi?

“bir insanın kendisinin bir hata olduğunu bilmesinin anlamı ve sonucu nedir?” s.27 “ben seni arıyorum, sen beni arıyorsun”149

Bu arada 150-250 sayfaları arasında “Saramago sen ne yaptın oyle?” diyebilirsiniz, sonra sonlara doğru biraz şaşırıp tam kitaba bağlanmış hissederken “bu muydu yani?” de diyebilirsiniz. Yine de ne girişin, ne gelişmenin ne de sonucun etkisi satır araları ve alt mesajlar kadar önemli değil kitapta. O sebeple hikayede bir şeyler aramayın, bırakın o sizi buluyor.

Kitap boyunca kelimelere dair yaptığı sorgular beni en çok etkileyen şey mesela:

“olur da bir gün kendi kendimize sorarsak, anlamları ve tanımları konusunda şüpheye düşmeyeceğimiz sözcüklerin sayısı pek azdır.” s.83

“…bundan sonra olanları nasıl açıklayabiliriz, başka bir yerde kullandığımız sözcükleri, bir kişi zamirini, bir zarfı, bir fiili, bir sıfatı ne kadar bir araya getirsek de ne kadar istesek ve çaba göstersek de, kendimizi hep safça betimlemeyi umduğumuz hislerin, sanki hisler uzakta dağların, yakındaysa ağaçların göründüğü bir manzara resmiymiş gibi dışında buluruz.” s.96 (gerçekten olağanın bir kaç basamak üstü…)*

“dünyadaki bütün sözcükler birleşseler bile birbirimizle anlaşmak için kulllandığımız sözcüklerin çoğunu bulamayız.”Ne gibi?” mesela su anda içimde hissettiğim duygu karmaşasını ifade edecek bir sözcük bulamıyorum”s.119

“sözcükler şeytanın ta kendisidir, bizler sadece kendi uygun gördüğümüz sözcüklerin ağzımızdan çıkmasına izin verdiğimizi sanalım, nerede çıktığını anlayamadığımız davetsiz bir sözcük ansızın dışarı fırlayıverir.” s.199

“Affetmek alt tarafı bir sözcük dedi Helena, Sözcüklerden başka neyimiz var ki.” s.302

Kitap benim için üç anlamda çok çok önemli (yazım tarzımda hala İ.Tekeli etkileri görüldüğü doğrudur:). İlki yeterlilik sınavım sonrası can arkadaşlarımdan birinin hediyesi olması, ikincisi Atina’ya bu kitapla yaptıgım kısa gezi sırasında bana Viktoria Meydanı’na bakan o eşsiz balkonda eşlik etmesi, sonuncusu da bu eşlik sırasında belki de bana çok daha fazlasını sağlaması, onu daha görmedim…Hem kim bilir belki de gerçekten dünyayı fetheden bir duygu o balkonda denk geldiği bir gün doğumu sonrasında sessizce hayatın akışına kapılıp gitmeyi öğrenecektir. Gerçi “insanlar hep olayları zamana bırakmak lazım derler, ama asıl mesele, yeterli zamanımızın olup olmadığıdr.” s.281

not: bir de belki de olmayan bir dile olmayan bir kelime kazandırmamı sağladı kitap, onun için de ayrıca teşekkür ederim (bkz: lanjara)

Desktop19

(şanlıyım ki kitabın çoğu bu manzaralar karşısında bitti) Βικτώρια – Porto Xeli Haziran 2015

“Gece hala şehirdeki binaların çatılarının tepesinde asılıydı, sokak lambaları halen yanıyordu, fakat sabahın ilk ışıkları atmosferin üst kısımlarını belli belirsiz şeffaflaştırmaya başlamıştı. Böylece Tertuliano dünyanın bugün sona ermeyeceğini anladı.” s.29

“Basit olan kararsızlıktır, belirsizliktir, çözümsüzlüktür.”

“ne kadar hatırlatılsa azdır. en önemli icatlar, ne yaptıklarının farkında olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilmiştir.” s.37

“çoğu kişinin yatmadan önce ettiği dua ebedi babamız veya ezeli Meryem ana duaları değil şu duadır: bizi tüm kötülüklerden koru, tanrım, en çok da uysalların öfkesinden.” s.43

Processed with VSCOcam with t1 preset
…fakat düzen, hani köpek için de denir ya insanın en iyi dostudur, dost olmasına dosttur, ama tıpkı bir köğek gibi arada bir ısırır. Her şeyin bir yeri vardır ve her şey yerli yerinde durmalıdır anlayışı tüm varlıklı ailelerin altın kuralı olmuş, yapılması gereken şeylerin düzenli olarak halledilmesinin ise kaosun hayaletlerine karşı en sağlam sigorta olduğu defalarca kanıtlanmıştır.” s. 54

“Bazı şeyler sözcüklerle açıklanamaz.” s. 58

“herhalde okumak da biryerlerde bulunmanın yollarındandır.” s.78

“tekrarladığımız için bizi affedin, ama acı duyan bir insanın neresinin acıdığını sürekli tekrar etmesi olağandır.” s.95

“sayılar insanın önüne karışık, karmaşık halde çıkarlarsa bilmeyenlere kaotik görünebilirler, oysa aralarında gizli bir düzen vardır.” s.97
“üzerlerine huzursuz değil, tatlı bir sessizlik çökmüştü, insanın yuvasında yaşayabileceği mutlulukların en büyüğüydü bu.”

“sopanın kalkması ile inmesi arasındaki o kısacık sürede sırtın dinlenme fırsatı bulduğu söylenir ve söylenmiştir, oysa dinlenme fırsatının sırta değil sopaya ait olduğunu söyleyebiliriz.” s.101

“insanın her şeye aynı anda sahip olamayacağı söylenir, bu doğrudur da, insan hayatlarının tartısı sürekli kazanılanlar ve kaybedilenler arasında inip kalkar, esas sorun ise kaybedilmesi ve kazanılması gereken şeylerin göreceli değerleri konusundafikir birliğine varmanın imkansızlığında yatar, ki bu imkansızlık da insanlara özgüdür.dünya işte bu yüzden bu haldedir.” s.102

“şehirler nasıldır bilirsiniz, çıkmak bile zordur, caddeler bitince fabrikalar başlar, fabrikalar bitince gecekondular başlar, çoktan şehrin bir parçası olmalarına rağmen bunun farkında olmayan köyleri saymıyorum bile.” s.185

Processed with VSCOcam with t1 preset
“acele etmeyelim, sessiz kaldığımızda da söyleyecek çok şeyimiz vardır.”

“beynine ağrılar girene kadar düşünmesine rağmen bir türlü anlayamadığı asıl şeyse, iletişim teknolojilerinin resmen katlanarak gelişmesine, ilerlemeden ilerlemeye koşmasına rağmen, diğer bir iletişimin, yani gerçek, seninle benim aramdaki, sizinle bizim aramızdaki gibi bir iletişimin böylesine karmaşık bir çıkmaz sokaklar ve sahte caddeler ağına mahkum olması olayları ifade etme konusunda da, gizleme konusunda da böylesine sinsi olmasıydı.” s.193″kaderin tüm sebepleri insanlar tarafından yaratılmıştır.” s.236

“genel kanının aksine karar vermek dünyadaki en kolay kararlardan biridir, bunun ne kadar doğru olduğu gün içinde alıp durduğumuz kararlardan bellidir.ancak meselenin can alıcı kısmı da işte buradadır, çünkü bu kararlar daima sonradan ufak tefek sorunlarla bize dönerler veya biraz yontulmaları gerekir, bu sğrunların ilki kararlarımızın arkasında durabilmemiz, ikincisi onları sonuna kadar savunabilmemizdir.” s.259

“insan ruhu, içinden aniden bir palyaçonun fırlayacağı ve bize nanik yapıp dil çıkaracağı kapalı bir kutu gibidir.” p.281

“kadını hafifçe kendine doğru çekti ve öylece kaldılar, neredeyse sarılacaklardı, neredeyse birlikteydiler, zamanın kıyısında…” s.302

tabi ki portekizce olsun kitaba veda şarkım da:

Bir ay sonra gelen ek: 2013 yapımı, aynı kitaptan uyarlanan Enemy (Düşman) filmini izledim, çok “sürprizbozan” olmasın ama kitaptan algıladığımla filmin içeriği oldukça farklıydı, kendi başına her ne kadar çok başarılı bir ürün olmuşsa da ben yine de kitabın son sayfasını, filmin tümüne yeğlerim, ama kesinlikle izlenmeli 🙂