Teselli Felsefede

‘Hiç kimse buralarda oturup yerleşip oturamayacaksa felsefenin bu tepelerde ne işi var?’

Alain de Botton, doktorasını ‘genele hitap eden kitaplar’ yazmak için bırakmış… İşte ben karşınızda, bu aralar tezim hariç kendi hayatım için okuyabildiğim nadir kitaplardan olan Felsefenin Tesellisi ile  duruyorum. Sanırım genele ya da özele hitap edemeden, sırf kendim için, büyük olasılık kendi karşımda duruyorum.

Doktora sürecinde kendini karşına alıp anlaşabilmen için çok az seçenek var gibi, biri kitap… Ama kitap seçimlerim bile garipleşti son dönemde, sanırım bu kitabı sırf içinde felsefe var diye seçtim, bir nevi vicdan susturucusu. Ya da tesellisi var diye, bilmiyorum.Temel insanlık sıkıntı ve sorunlarını, yüzyıllardır aynı şeyler üzerine düşünmüş ama kimisi de yazar, filozof ve ünlü olmuş önemli kişilerin düşünce ve öğretileriyle normalleştiriyor. Kitapta 6  adet bölüm var, bu bölümler temel gündelik hayat sorunlarına göre ayrılmış ve kimi filozofların öğreti, düşünce ve hayatlarıyla örneklendiriliyor:

14295dbe-38ff-4cb4-bf5c-1dd282535685.jpeg

I. Eğer içinde yaşadığınız toplum tarafından düşünceleriniz kabul görmüyorsa; ama haklı olduğunuza dair inanç ve kanıtlarınız yeterliyse, her ne kadar Sokrates’in baldıran zehrinden içerek ölme sınırında olmasanız bile kurtulmak isteyebilirsiniz. Bunun yolu ise bakış açınızı değiştirerek daha büyük bir zaman ölçeğinde kendinizi yargılamak; belki de kabullenmek . (Sokrat’ın Savunması,Sokrat’ın Ölümü)  Sokrat’ı yargılayıp(220 oya karşı 280 oyla) ölümüne karar veren Atinalılar onun ölümünden sonra bu kararı verenleri suçlayarak şehirden sürmüş ve kentin göbeğine bu kel ve şişman filozofun heykelini dikmişler. Bir şeyi körü körüne savun ve öl değil tabi ki burdaki teselli. Aksine, mantıkla ve inançla takip ettiğin bir dava uğruna suçlanıp ölüme mahkum edilsen bile bu haksız olduğunun bir kanıtı olmayacağını bilmek.

‘Gerçek söz konusu olduğunda sayısal çoğunluk tamamen değersizdir.’ (alalım bakalım Atina’da doğan, küçük ölçekli çoğulcu demokrasi için yapılan bu yorumu…)

Sözün devamı ise daha da vurucu: ‘Çünkü kişinin aslında saygınlıklarından başka hiçbir şeyi olmayan ve nedense birdenbie kendisi aleyhinde ifade verme kararı almış tanıklardan oluşan bir ordu tarafından yenilgiye uğratılması pekala mümkündür.)

‘Tembelliğe meyeden bu at bir at sineğinin varlığıyla hareketlenebilir.’ (Aklıma Žižek’in Trump’ı desteklemesi geldi; bu benzetmeyle sol’a tembel at, Trump’a atsineği mi dedim oldu mu acaba şimdi?) ilgili yazı

II. Bu bölüm parayla, lükse ve bunlarla orantısı hep bir ikilemde kalmış olan mutlulukla ilgili. Mutluluk deyince Epikuros geliyor tabi ki akıllara. Yazar, Epikür’ün düşünce sistemi ve yaşayış biçimini çok güzel özetlemiş. Bu zevk ve mutlulukla hayatı adlandırmış filozof; bugün algılananılan aksine lüks ve aşırıya kaçmakla değil aksine, özgürlük az ve güzel yemek, değerli bir kaç arkadaş ve mütevazı bir hayat sürerek buna inanıyor. Kısacası hayatını basitleştirin ve gerçek kılın ki mutlu olun diyor.

‘Hayatı zevkli kılan şeyler kolay bulunan şeylerdi ve pahalı değillerdi: dostluk, özgürlük ve düşünmek.’

‘Gereksinimlerimiz psikolojik olduğu halde maddi şeylere, nesnelere yönleniyoruz.’

III. Bölüm hayalkırıklığı üzerinde duruyor. Neron tarafından ölüme mahkum edilen Seneca ile ilgili. Beklediklerimiz, düş kurduklarımız ve bunlar olmayınca yaşadığımız öfke ve şok duygusuna karşı Seneca’nın hayatı ve düşüncelerine bakmış Alain de Botton. Değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenmekle ilgili olan bu bölüm için en güzel sonuca geleyim:

‘Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun; kendi kendimle dost olmaya başladım.’

‘Dışarıdaki gürültü hiç bitmeyebilir, yeter ki içimizden yükselen sesler bize rahatsızlık vermesin.’

IV. Kendini yetersiz hissetmek ve Montaigne ile ilgili bu bölüm en sevdiklerimden oldu. Akıl ve düşünceyle sürekli ilerleyebileceğimizi ve kendimize güveni güzelleyen külliyat üzerine Montaigne, insanların en basit yetersizliklerine ve zayıflıklarına işaret edip, vasat düzeydeki mantığımız ve tutarsızlığımız ile adeta alay ediyor:

‘En yüce tahtta bile üstüne oturduğumuz kendi kıçımızdır.’

‘Hiç kimse buralarda oturup yerleşip oturamayacaksa felsefenin bu tepelerde ne işi var?’

Montaigne’in eğitim sistemi ile ilgili düşünceleri, 500 yıl sonra bugün bile uygulamayı beceremediğimiz ama bri o kadar da doğru. Ona göre eğitim sistemi bizi bilge değil bilgili bir insan yapmaya çalışıyor. Bilgi ve bilgeliği ayıran düşünür, belleğimiz doldurmak yerine doğru ve yanlışı birbirinden ayırma becerisini öğrenmemiz gerektiğine inanıyor. Şu cümleye bakar mısınız?

‘üniversite rektörlerinden daha bilge ve daha mutlu yüzlerce çiftçi gördüm.’

Yine akademik yazı yazanlara 5 asır önceden bir dip not:

‘Eğer biraz özgüvenim olsaydı, sonucu ne olursa olsun, bir tek kendi sözlerimi söylemek isterdim.’

(Yeni bir şey söylemek alıntı yapmaktan çok daha değerlidir.)

V. Schopenhauer ile ilgili olan ve kırık kalbin tesellisini anlatan bu bölüme oldukça uzak hissettim. Sanırım filozofun nihilist düşüncenin tohumlarını atan düşünce sistemi ve onunla paralel olan sıkıntılı hayatı içimi sıktı, belki de kendisi uzaklardan bana bıyık altından gülüyordur bu sebeple 😉 nitekim okuduğumu anlamaktan öte yaşadım. Kendi dersine 5 öğrenci katılırken, 300 kişiye ders veren Hegel’in felsefesi için’inanılmaz derece itici ve aşırı bir laf kalabalığı’ diye belirtmiş 🙂

Sadece Goehte’nin bu aksi genç için yazdığı ‘Keyif almak istiyorsan hayattan / Değer vermelisin hayata’ dizelerine verdiği cevap:

‘İnsanları oldukları gibi kabullenmek, onları olmadıkları bir kişi gibi görmekten yeğdir.

VI. Son bölümde benim ‘highschool sweetheart’ıma geliyoruz: Nietzsche ve zorluklarla yaşamanın tesellisi. de Botton,çok az filozofun kendini kötü hissetmenin olumlu bir şey olduğunu düşünüyordur diyor. Belki de o yüzden ergenlik zamanlarında anlamlı geliyor Nietzsche. İçki içmeyi sevemeyen, aşık olup karşılık bulamayan, sadelikten öte inzivayı hatırlatan hayatında mutluluğu mutsuzluğun kardeşi görmüştür. Babası bir köy papazı olmasına rağmen dinin tesellilerine büyük bir şüpheyle yaklaşmış.

‘Alman beyni birayla sulanmış.’

‘Avrupa’nın iki güçlü uyuşturucusu: Alkol ve hristiyanlık.’

Kısacası sürekli mutluluk ya da yolun sonunda görülen huzuru aramak yerine bugünün sıkıntı ve umutsuzluklarına sahip çıkmamızı söylüyor Nietzsche, ki böylece daha iyiye erişelim:

‘İnsanlar en kötü hastalıklara, hastalıklarıyla savaşırken kullandıkları yöntemler yüzünden yakalandı. Çare gibi görünen şeyler, uzun vadede, iyileştirmesi gereken hsatlalıkları daha da beter yaptı.’

02819496-bb69-4f36-9683-fbd3e50d2cef.jpeg

Okuması kolay, gayet anlamlı bir bütüne, basit ama derin parçalarla yaklaşan bir kitap Felsefenin Tesellisi. İki günde bitiyor , oldukça akıcı, sadece hali hazırda bahsettiğim filozoflara dair az da olsa bilginiz varsa ara ara sıkıcı gelebiliyor, Porto ve Madrid seyahatlerinde uçakta okuyup bitirdiğim bu kitaptan yine de çok şey öğrendim.

mis şarkı