Ah’lar Ağacı

‘Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da / Çiçekler açsın ruhunuz’

Böyle kadınlar omuz veriyor sana ta uzaktan, hatta olmayan yerlerden, sadece bir kaç kelimeyi dünya üzerindeki tüm insanlardan daha güzel yan yana getirebildikleri için. Sadece  korkunç bir şekilde yalnız olan tüm insanlardan daha iyi farkında oldukları için yalnızlıkların…Böyle kadınlar erken ölüyor, geç keşfediliyor, dertlerinden yok oluyor ve sonra gün be gün eriyene umut olmaktan öte hisdaş oluyorlar. Ben delirdim örneğin, Tezer gibi delirdim, Madak gibi kayboldum. Ama ne yazıktır ki onların yazma, ifade etme yeteneği de yok bende, sabır taşım iyice ufalanmadan önce onlarca işe el atmama rağmen bu kayba yol gösterecek her hangi bir şey bulamaz hallerdeyim. Bu sebeple ben de Madak gibi diyorum:“İçim sıkılmasa o kadar / Tek bir satır bile okumazdım”. Madak işte ‘ters Pinokyo’ olmak isteyen kadın…

1962850_10152930175902696_7384884601589590814_n‘Karnabahar kızartmıyordu asla / Başroldeki kadınlar /Güçlü bir el silkeledi beni sonra/ Sanırım tanrının eliydi/ Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan / Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi / Çok şey görmüşüm gibi/ Ve çok şey geçmiş gibi başımdan /Ah…dedim sonra / Ah!’

‘Bir zamanlar kendimi / Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım / Kaç metredir benim yokluğum? / Benden daha çok var sanmıştım / Benim yokluğumda dünyaya/ Bir elbise çıkar sanmıştım.’

‘İnsan unutandır / Ve insan unutulmaya mahkum olandır.’

‘Ahlat ahların ağacıydı /Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse/ Öyleydi işte…’

‘Vasiyetimdir: Dalgınlığınıza gelmek istiyorum/ Ve kaybolmak o dalgınlığınızda’
Ekran Resmi 2015-03-09 21.10.49.png‘Bir zamanlar meydan okumak isterdim/ Kaç meydanını okudum da bu hayatın / Yalnızca iki harf öğrendim / A – H’

‘İnsan kaybolmayı ister mi? / Ben istedim bayım / Uzaklara gittim / Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin/ Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım.’

‘Sana bu son mektubu artık senden mektup beklemediğimi söylemek için yazıyorum Polyanna’

‘Bazı yaralar yararlıdır buna inan…/Bazı yaralardan sızan kanla/ Tüm geleceğin yıkanır/ Bazı yaralar…’

‘Ters Pinokyo olmak istiyorum Gepetto Usta/ Kötülüklere boğulup/ İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık’

 

 

Reklamlar

Hüzünle Karışık

Cansever‘ e..
DSCN1440

 

VI

Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum
Belki de kim diye sorsalar beni
Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye, ama nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı.

İşte bir denizdeyim, dalgalar ortasında
Kim olsa denizci der, denizden anlayan der bana
Adımı bilmeden der, adımı bilmeden
Şafaklar kadar güzel adımı
O zaman bir kıvrılandır, bir kuruyandır dudaklarım
Ve gittikçe sıkılmaktır ülkesi sıkıntının
Sanki bir yokluğa, bir çaresizliğe bakar gibi
Nice yüzler görürüm, nice değişik kıyılar
İnsanı, o kayalar gibi sert insanı
Bekledikleri kadar.

Bir ağız, bir tütün, bir mızıka gerçeği gibi
Varınca kıyıya birden
Değilsin artık gemici.

 

Edip Cansever, Umutsuzlar Parkı

ev,ev üstüne

Bu şehri nasıl yapmışlar böyle üstüste,

ne gökyüzü koymuşlar, ne günaydın,

ne buldularsa getirmişler dağların ovaların dışında,

hele o sabahların akşamların bungunluğu,

o eski kışlalarda güz öğleleri…

Turgut Uyar
Bir Kantar Memuru İçin Önsöz 5. Dipnot

PC089006

Ankara – Aralık 2013, 100.Yıl’dan Kente

Ev-ev üstüne.